14 Kasım 2018 Çarşamba
Estetik cilginligi
Istanbulda yasamanin getirdigi bir farkindalik mi, yoksa her yerde mi boyle bilmiyorum ama guzellesme, yaslandigini kabul etmemek icin elinden geleni yapacaklar icin kocaman bir sektor olustu. Sanki bir cok kadin da bu trendden geri kalmamak icin surekli guzellik/estetik merkezlerinin yolunu tutuyor gibi gelmeye basladi artik. Adeta bir cig gibi buyuyor bu cilginlik. Ve ne yazik ki kadinlar birbirlerinden gordukce, muhtemelen geride kalmama, ya da daha az guzel olma korkusuyla bu akima kapilip gidiyor. Bana sanki kimse bu kadar zorlamasa, biraksak da guzel guzel yas alsak hersey cok daha keyifli olacak gibi geliyor ama ne yazik ki kapitalizm buraya da el atti. Rekabeti hayatimizin parcasi haline getiren kapitalizm bir korkumuzu daha buldu ve bizler de biraz da buralara para akitabilmek icin sistemin daha da bagimlisi hale geliyoruz. Aslinda kendini guzel bulan bir cok kadin, ya buralara giden kadinlar cok guzellesmeye baslarsa ve ben yaslandikca onlarin gerisinde kalirsam diye kendinde de duzeltilecek bir yerler olduguna inanmaya basladi, solugu bu merkezlerde aldi. Kocaman bir sektor dogdu. Bu konu artik beni cok rahatsiz etmeye basladi, sonra farkettim ki ben de aldigim kremlerle bu merkezlere henuz gitmesem bile bu sektorun bir parcasiyim. Henuz diyorum cunku sistemin beni sonsuza kadar icine cekip cekmeyeceginden emin degilim. Biz kadinlar etrafimizdan kabul etsek de etmesek de etkileniriz ve begenilmemek cogumuzun en buyuk korkusu. Ortalama artarsa asagida kalamam esigi yavas yavas hepimizin kapisini calacak vakti gelince.
11 Kasım 2018 Pazar
10 Kasım
Dün 10 Kasım’dı. Okula gitmek için cumartesi sabahı yine yollara düştüm. Köprüye girmeden önce kıvrılan yolda sağa çekip sinyalini yakıp bekleyen arabaları görünce önce ne olduğunu anlamadım. Merak ettim ne oluyor acaba diye. Okul falan da yok ki ortalıkta sınav var onun için bekliyorlar diyeyim. Sonra köprüye iyice yaklaştım, bu sefer de sağ şeritte yavaşlayıp giden arabalar. Sonra birden kafama dank etti, bugün 10 Kasım ve saat 9:00. Yani 5 dakika sonra saat dokuzu beş geçecek. Navigatore baktım kaç dakika gösteriyor diye. Sonra ne saçmalıyorum dedim kendi kendime. Tabi ki duracağım ve arabadan inip o bi dakikalık anı iliklerime kadar yaşayacağım. Tam köprünün üstündeyken sağa yanaştım, dörtlüleri yaktım ve ayağımı gazdan çektim. Köprünün tam ortasına geldiğim zaman da durdum, önüm arkam hemen doldu zaten. Bu arada da sadece 2 dakika kaldı. İndim arabadan, Boğaz’a baktım, sonra da iki yakadaki sahil şeridine. Herkesler durmuş, sessizliği dinliyordu. Kimsenin gözlerini göremedim, ama eminim bir çoğu ya ıslak ya buğuluydu. Sonra sirenler çalmaya başladı. O an benim için hava o kadar yoğunduki, sanki elini kaldırıp yumruğunu sıksan avucun duygularla dolacak gibiydi. Artık gözlerim yaşarmaya başladı. Sonra yavaşlayıp sustu sirenler. Herkes yavaş yavaş arabasına binmeye başladı, ben de bindim ve radyoda çalan İzmir marşına eşlik edip ağladım. Derse 5 dakika geç kaldım ama hayatımın en duygu dolu dakikalarını yaşadım. Değdi. O yoğunluğu yaşamak herşeye değerdi, o kadar insanla.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)