16 Mayıs 2019 Perşembe

Farkında

Bu akşam yine bir farkındalıklar akşamı yaşadık. Çok kafa çalıştırdığım, ama sonunda da şu son yaşadığım günlere kıyasla kafamı oldukça huzurlu yastığa koymama sebep olan bir akşam oldu. Kantindeki o duvardan iyi ki o telefon numarasını almışım ve iyi ki tanışmışız. Bunu bana karşı kullanır diye düşünmeden konuştuğum, ya da konuştuktan sonra tühh ya demediğim, kendime bile itiraf etmekten bazen korktuğum şeyleri onun yanındayken onun bana verdiği güçle söyleyebildiğim bir insan hayatımda olduğu için huzurluyum. Dedikoduyu severiz tabi ki. Kim sevmez ki :)) ama biz bu gece hiç oralara bulaşmadık. Kendimizin farkına varırken biz malzemeler kullandık ama niyetimiz iyiydi hep :p. Yani bu akşam güzeldi. Bakalım yarın bizi neler bekliyor.

15 Mayıs 2019 Çarşamba

Kafadaki gürültüler

Az önce YouTube’da TED talk seyrediyordum. Süper bir konuşmaydı, New York’ta ders aldığım hocalardan bir tanesinin konuşması. Önce kadınların erkeklere göre pazarlıklarda daha az arkasında durabildikleri daha güçsüz teklifler verildiğinin araştırmalarla kanıtlandığını söyledi. Ama diğer taraftan hangi işi erkeklerle aynı yaptığımızı anlattı: avukatlık. Başkalarının haklarını savunurken gayet rekabetin üst sıralarda yer alıyoruz. Bence bu annelikten bize gelen bir güç. İçimizde o güç var ama bazen nasıl ortaya çıkaracağımızı bilmiyoruz. Onu bulunca herşey bambaşka olabilir hepimizin hayatında. Sonra diğer videolar başlayınca ufaktan uykum gelmeye başladı. Biraz da jet lag etkisi var tabi. Uykum hala düzene sokmaya çalışsam da kendi kendine hareket etme peşinde. Sonra kapattım YouTube’ı ve en son açık olan kanaldaki dizi oynamaya başladı. Boş boş baktığımı sanıyordum. Ama aslında seyrettiğim video algılarımı açmıştı. Dizideki adamlardan birine bir kadın anlatıyordu, bazen yalnız kalmak istiyorum kafamı dinleyesim geliyor. Adam cevap verdi kafan rahatsa dinle tabi diye, ama kafan gürültülüyse kafanı dinlemek işe yaramıyor, hatta hasta ediyor insanı diye. Kimse yalnız yaşamamalı, yalnız kalmamalı. Çünkü biz yalnız yaşamak için yaratılmış yaratıklar değil miyiz yoksa? Bu aralar kafamda sürekli dolanıp duran bir soru bu. Hem o kadar çok yalnız kalmak istiyorum hem de hayatı paylaşmak istiyorum. Sıkışmış gibi hissediyorum bu ikisi arasında. Çözüm gelecek bir anda aklıma. Bakalım ne zaman.

13 Mayıs 2019 Pazartesi

Yine İstanbul

Dün Amerika’dan döndüm. İki hafta geçti bitti. Çok yoruldum, çok yürüdüm, çok insan inceledim. Ders de dinledim tabii. Oradaki hocaların hem bizimkilerle aynı hem de çok farklı olduğunu gördüm mesela. Bazı insanların hatta çoğu insanın muhtemelen benim bile göz önünde olmak istediği yerde olamayınca nasıl moralinin bozulup kendince yollar aradığını gördüm. Ama herkesin birbirini anlamaktan imtina etmesinin tek sebebi aslında herkesin fark edilmek istediği birbirinden farklı olması. Bir de belki de bunu fark edilmediğinden değil de haksızlığa uğradığını düşündüğünden yapması. Buraya kadar ben de aynı durumlarda bulundum, bunu fark ettim. Ama kimisi de var ki hayatta hep haksızlığa uğradığını, bütün dünyanın ona karşı olduğunu düşünüyor. İşte bu insanlar için hayat çok zor. Bir an önce yardım almaları gerektiğinin farkında değiller. Sırf herkesi yenebileceğini göstermek için bir oyunda doğru düzgün selam bile vermediği, anlamsız yere laf soktuğu insana hadi gel oynayalım denmesi bana çok üzücü geldi. Tabi ben de kendi egoma yenildim muhtemelen, sırf içinde soru olarak kalsın diye oynamadım, haaa bir de bir gün önce anlamsız saçmaladığından yaptım tabi. Belki de doğru olan böyle bişey hissetmesem yapacağım gibi kalkıp oynamaktı. Ama oynamadım. Ben oynamayınca da ben seni yenerim zateni duyunca oynamadığım için daha da zevk aldım. Çünkü aslında hiç bir zaman emin olamayacağı için sadist bir zevk aldım belki de. Kimilerinin ise ne kadar bencil olabildiğini gördüm. Etrafındaki herkes onun sorularını yanıtlamalıydı, o hiç yorulmamalıydı. Bunlara da bilmiyorum demeyi adet edindim bildiğim halde bazılarının cevabını. Çünkü hepsi aslında bir google uzaklığında cevaplardı ve insan kullanıldığını düşününce tepki veriyordu.
Davranışları bana ters gelen insanlara toleransımın azaldığını farkettim bir de. Özellikle konu yalan söylemek olunca hoşgörümün ne kadar azaldığını, ne kadar hızlı ve hırçın itiraz edebildiğimi gördüm.   Çünkü bence yalanın bahanesi yoktu, bahane bulma konusunda insanoğlu oldukça güçlüydü. Pazarlıkta her yol mübah mıydı? İşte tam da bu yüzden bence değildi. Bütün insanların doğruyu söylediği bir dünya hayal edince hayalden öteye gidemeyeceğini anladım bunun. Çünkü herkesin bahanesi hazırdı, ya karşımdaki yalan söylüyorsa? Ben de gardımı almalıyım diye düşünmekten kimse doğruyu söylemeye programlamıyordu kendini. Bunları duyunca umutsuz hissettim kendimi yine.
Mış gibi davranan insanlar gördüm çok defa. Anlamadığını anlamış gibi görünen. Bunu utandığından mı yoksa kendini üstün gösterme hevesinden mi yaptığını bir türlü tam olarak çözemediğim ama içimdeki ego yüzümden ikincisine inanmayı seçtiğim.
Yani bu yolculuk bana yine çok düşündürttü, çok sorgulattı. Ve sonunda bitti.

Ne olacak?

Hala düşünüyorum ve hala cevabını bulamadığım bir sürü soru var kafamda. Bırakmak lazım onları da cevapsız belki de. Hayat daha kolay bile olabilir bu şekilde. Ama olmuyor. Dün izlediğim videoda anlatılan deneydeki gibi beyin durmuyor ki düşünemeden bir saniye bile. Sürekli anlam arıyor. Ama olmuyor olmuyor bazen. Rekabetten sıkıldım, sürekli var olmaya çalışmaktan sıkıldım, laf anlatmaktan sıkıldım, insanların birbirinin hakkını yemesinden ve buna herkesin alışmış olmasından sıkıldım. Çünkü bunların hepsi benim anlam arayışı yolculuğumu zorlaştırıyor.

3 Mayıs 2019 Cuma

Hayat amaci

Bes alti gundur New York’tayim. Bir yandan yeni bir yeri kesfetmenin heyecani varken bir yandan da cok fazla kendime donmeme, ic sesimi dinlememe, yine varlik sebebimizi sorgulamama sebep oldu. Bu aralar zaten bu sorgulama olayi cok zamanimi aliyor. Hatta bazen bu durumun genel olarak motivasyonumu dusurdugunu bile hissediyorum. Cevaplari bulamiyorum, ne cevap aradigimi da bilmiyorum ve bu isimi daha da zorlastiriyor. Dunyanin nerdeyse diger ucundayim ve yine bu konu kafamda ucusup duruyor. Yepyeni yerler, yeni deneyimler, yeni insanlar, ogrenilecek yeni seyler. Ama her ne kadar kendimi zorlasam da bunlari yaparsin zevk almak icin, hatta arada basarili bile olurken hala neden bunlari yaptigimizi anlamlandiramiyorum. Daha da ileri gidip oldukca narsist oldugunu dusundugum bir sekilde kendimi butun bunlari dusunebildigim icin oldukca zeki buluyorum. Diger taraftan ise etrafimdaki insanlar bunu dusunmeden surekli biseyler yapma pesinde oldugu icin ve bunu esasinda neden yaptiklarini bilmedikleri daha da kotusu hic sorgulamadiklari icin  naif ve hatta aptal geliyorlar. Bu esasinda benim gibi sosyal olmayi seven birisi icin izdirap verici olabiliyor. Icimdeki iki dusunce birbiriyle inanilmaz catisma yasiyor son zamanlarda. Bir yandan olan yapilan hicbirseyin anlamini bulamadigim icin yapmak istememek ve hicbirsey yapmamak durtusuyle kendimi soyutlamak isterken, bir yandan da kendimi soyutlamayi secip istedigim kadar sosyallesmedigim icin uzuluyorum. Ikisini de ben seciyorum aslinda. Ama bu yine de uzulmeme engel degil. Hatta daha da kotu olan son zamanlarda kendimde farkettigim seyler. Eskisi kadar rahat, kendiliginden akan bir iletisim kuramiyorum insanlarla. Bazen tikaniyorum, cumleler kendiliginden dokulmuyor, soyleyecek birsey bulamiyorum ve cok da birsey soylemem gerektigini de dusunmuyorum, bazen etrafimdaki insanlari buna deger bile gormuyorum. Sadece orda olmak icin orda duruyorum. Bugun oglen de kimseyle takilmadan sinifta oturdum ve yazimi yaziyorum. Bu benim icin hic normal degil. Kendimi dinlemeyi ilk basta cok sevmisken, simdi bu durum beni rahatsiz eediyor. Kendi hayat amacimi bulamiyorum, onume cikan durumlarin ustesinden geliyorum sadece ve bir sonrakini bekliyorum. Bu daha ne kadar boyle devam edecek, ne zamana kadar kendimi kaybetmeden boyle devam edebilirim bilmiyorum. O yuzden de kendime bir amac edinmem lazim, her ne kadar bu edinecegim amacin da aslinda insan hayatinda hic bir seye hizmet etmedigini bilsem de.

11 Nisan 2019 Perşembe

Bozmayin

Uzgunum, gercekten artik cok uzgunum, cunku umutsuzum an itibariyle. Isyan da etmek istiyorum, ama edemiyorum, cunku korkuyorum. Oraya da girersem artik hic ucundan tutabilecegim birsey kalmaz ve kaybolurum diye. Madem biz yalniz yasamak icin yaratilmadik, o zaman neden bu kadar zor her sey. Yoksa sorun bende mi? Ben kendimi bu kadar hazir hissederken, hayatimi paylasmak isterken neden yalnizlikla bu kadar sinaniyorum. Neden tam yaklastigimi sanarken aslinda karsimdaki kisinin sirf eglenmek icin beni kullandigini anliyorum? Bunlar artik benim canimi cok sıkıyor. Artik umudumu kaybediyorum. Oyun oynamiyorum diye, direkt oluyorum diye hicbirsey istedigim gibi olmuyor. Oynayamam ben, niyetimi hemen soylerim, kimse kimsenin vaktini almasin. Bosa umut vernesin. Ya da bana yapmasin. Yeter ya, gercekten yeter. Icimden geldigi gibi davraniyorum diye bu kadarini hak etmiyorum ben. Olmasin o zaman, ben de hayatima boyle devam edeyim. Bozup durmayin benim ayarlarimi iki gunluk zevkiniz icin.

26 Mart 2019 Salı

Hadi bakalim, yeniden baslamak uzereyiz

Geldigimden beri Ipad i elime alip is yerinden ayrilma surecinde yasadiklarimi yazayim diyorum. Aklima bir suru bir suru sey geliyor. Ugradigimi dusundugum haksizliklari yazmaya kalksam heralde sayfalar yetmez. Yalanlarsa felaket. Son gun beni karsisina aldiginda bana guvenmiyorsundur herhalde dediginde evet size guvenmiyorum dedim. Sasirdi eski patronum, yok olur mu oyle sey dememi bekliyordu. Demedim tabi ki, guvenmiyorum cunku, bunu da buraya yazayim ki bir gun bir karar vermem gereken an gelirse acip okuyabileyim. Sonucta soz ucar yazi kalir degil mi? Yalniz nerdeyse su akar yazi kalir yazacaktim, koptum su anda :)) neyse ufak bir instagram arasi verdim rahatladim. Kurtuldun, bosver demek istiyorum kendime, ama sonra vazgeciyorum. Bosverme hep hatirla. Bu kadar kolay yalan atabilen insanlari bir daha bu kadar yakinima yaklastirmama izin verme yarabbim. Ne yalan soyliyim, icten ice cok pisman olsun istiyorum bir gun bana yaptiklarina. Ne geldiyse basima durustlugumden ve dogru olduguna inandigim bir seyi soylemeden duramamamdan geldi. Gun gelsin ve tam olarak bu sebepten bana yaptiklarindan pisman olsun istiyorum. Sonra diyorum ki, tamam artik zaman sakin olma ve onune bakma zamani. Belki de her sey olmasi gerektigi gibi olmustur. Belki de yolculugumun bu safhasi artik baska bir durakta olmaliydi ve ben kendi halinde kalinca belki de aksiyon alamayacaktim ama simdi ben harekete gectim ve her sey olmasi gerektigi gibi oluyor. Butun olumsuzluklari arkamda biraktim ve yeni bir sayfa aciyorum yeniden. 2 Ocak’ta nasil agladigimi dusunuyorum, ben bunlari hak etmedim diye. Nasil kendi kendimi yedigimi. Nasil oluyorda bir kac ay once cfo yapalim seni diye cagrilan insan simdi beceremedin sen diye git kendine is bul deniyor. Sonra tekrar cagrilip aslinda sen degil burdanin Türkiye’nin en iyilerinden birisin diye de ustune tuy dikiliyor. Simdiyse yepyeni bir sayfayla merhaba diyecegim yeni aya. Hadi bakalim, yeniden baslamak uzereyiz. 

Platonik hormonlar

Bugun okudugum bi kose yazarinin soyledigine gore asik oldugu zaman insan on iki cesit farkli hormon salgiliyormus. Bu hormonlar yuzundenmis o midedeki kelebekler falan. Tabi ben bunun sebebinin bir cok insan gibi hormonlar oldugunu biliyordum ama on iki oldugunu bilmiyordum tabi o ayri. Simdi bu hormon meselesi onemli. Neden? Cunku insana kendini mutlu hissettiriyorlar. Hormonlar nasil salgilaniyor, beynin verdigi emirlerle. Gidip de bu hormonlari disardan kendimize enjekte ettiremeyecegimize gore (ettirebilen varsa durmasin tabi ki, ben mani olmam) beynimizi kandirabilir miyiz acaba? Ben bunu bir sefer daha dusunmustum aslinda. Ama sanirim uygulamada biraz hata yaptim. Gittim instagamda kendime bi platonik yaratabilir miyim diye baktim. Yine de muhtesem zeki beynime bu numarayi yediremedim. Simdi yeni bir uygulama yontemi bulmaya karar verdim. Henuz dusunuyorum, bu sefer platonik olmayacak icinde zira onu beynim yemiyor. Baska bir yontemi mutlaka vardir, bulacagim, kararliyim. 

Sapanca’da bir otel deneyimi

Geldik buradaki son aksamima. Buraya gelmeden onceki fikrim aslinda biraz daha uzaklara gidip butik bir otelde konaklamakti. Son anda arabamin yoldayken bir ara beni nasil korkuttugu geldi aklima. Yanimda biri varken araba kullanmak ne kadar uzun olursa olsun problem degil. Hatta arabamin bozulmasi bile problem degil. Ama Türkiye’ye sehirlerarasi herhangi bir yolda araba bozuldugu icin bir kadinin yalniz basina kalmasi pek de istedigim bisey degil. Iste tam olarak bunu goze alamadigim icin gozumu yakin yerlere diktim. Gecen hafta henuz calisirken yanimda oturan arkadasima bu fikrimi soyledigimde bana burayi tavsiye etti. Boylece sapanca aklima girmis oldu artik. Hemen birilerini arayip, baska yerleri sordum ve sonunda buraya karar verip rezervasyonu yaptirdim. Ben zaten oyle ozellikle de onemsiz bir karar verirken saatlerce dusunen bir insan degilim. Cuma gunu son gunumu tamamlayip, cumartesi de dersimi bitirip aksaminda da dogum gunu partisine katildiktan sonra solugu yolda aldim. Tatilin en zevkli kismi bence. Her zaman. Hele de arabayla gidiyorsam, hem de ben kullaniyorsam. Ilk once toplam izlenimimle baslayayim. Kotu bir otel degil, ama bes yildizli bir otel degil bence ve parasini hak edecek bir hizmeti yok. Aaa yalniz az once bana sarabimi getiren kizcagizin guler yuzunu bunlardan ayri tutuyorum. Ama orda bile standart yok, ilk aksam sarabi soyledigimde yaninda cerez gelmisti, ama bugun yok. Acaba birinden mi kalmisti ki o aksam, himmm... Neyse. Ilk gun geldim, karsilama biraz tuhaf geldi bana. Ama bunu dayandirabilecegim objektif bir sebebim de yok hani. Check in icin siraya girdim. Telefon numarami alip biz sizi odaniz hazir olunca arayacagiz dediler, tamam dedim, geldim su anda oturdugum salonda beklemeye basladim. Saat ikiyi yirmi gece artik sabrim tasti. Resepsiyondaki cocugun soyledigi daha da sabrimi tasirdi. Biz sizi aradik ama telefonunuz cekmiyordu. Ama sikayet yazdigim tatil sepeti beni aradiginda cekiyordu nedense. Tabi ki bence bu bir bahane degil, madem senin otelinde telefon cekme problemi var o zaman bana diyeceksin ki saat ikiye kadar sizi aramazsak lutfen siz tekrar reserpsiyona gelin. O arada tatil sepeti aradi, tabi ben hizimi almisim, o kiz da ama diye baslayinca dedim anlamiyorsunuz, ben buraya gecelik kac para oduyorum bla bla bla. Sonrasinda bir bebek aglamasi, tek amacim kafa dinlemek ama bebek agliyor. Hangi oda diye aradigimda resepsiyondaki adam sacmalamaya basladi. Iyi bir baslangic olmadi ne yazik ki. Tabi ki bebek olacak ve aglayacak da ama en azindan bu insanlari yakin yerlere topla. Ben gelmisim huzur icin, kafami dinlemek icin, bebek aglamasi duyunca benim kafa gitti. Yemeklere gelirsek, kotu degil, ama iyi de degil. Bugun, kadin budu kofte gordum mesela aldim, ama cok kuruydu, sadece bir tanesini yiyebildim. Sabah kahvaltisinda bisey eksik ama yalan yok ne oldugunu bi turlu bulamadim. Pan cake ler cok iyiydi ama, iki gun de yedim, yarin sabah da yiyecegim. Bardaklarin hep kenarlari kirik. Uc bardagin ikisinin kenari kirikti, ve sen gural otelsin. Seramik, porselen senden sorulmali. Senin misafirlerine sundugun kupalarin kenarlari kiriksa diger oteller napsin. Bahcesi cok guzel, kabul ediyorum. Iki gundur yuruyorum ve hala yuruyebilirim. Spa’sina gitmedim. Havuzuna bir bakayim dedim. Tabi mevsimden dolayi kapali olana. Ama o kadar sicakti ki vazgectim. Cikip bahcesinde yurumeyi daha keyifli buldum. Kisacasi kotu degil, ama bes yildizli degil, max guzel bir uc yildizli otel olur burasi. Yani NG Sapanca, beni kazanamadin. Bu paralara ben bi daha gelmem, gelene de mani olmam, tarz meselesi. Haaa, fiyatlar duser hizmet ayni kalirsa neden olmasin?

24 Mart 2019 Pazar

Yine bir sona geldik

Sonunda bitti. Aylardir kendi kendime ve baskalarina yaptigim sikayetlerden sonra sonunda bitti. Simdi bir otelin sadece yetiskinler icin ayrilmis salonunda sarabimi yudumlarken kafami dinliyorum. Bir hafta boyunca issiz takilacagim. Hak ettim bunu. Ozellikle de son uc aydir yasananlardan sonra gercekten hak ettim. Haaa ne mi bitti? Isten ayrildim :)
Insanlarin bu kadar kolay yalan soyledigini gormek beni cok yoruyor. Sanirim su dakikadan sonra kendime yapacagim en buyuk iyilik insanlarin rahat yalan soyleyebildigini kabul edip hayatimi buna gore sekillendirmek olacak. Yoksa bu konu hep simdi oldugu gibi cok yoracak, icinden cikilmaz bir hal alacak. Iki hafta once kendimi sirf bu yuzden yorgun ve bitmis hissediyordum. Tam ne kadar yorgun oldugu mu dusunurken cok sevdigim biri aradi ve ona anlatmaya basladim. Bir yandan da agliyordum. Tutmadim kendimi. Biraktim. Arabadaydim, eve geliyordum. Arabam benim icin her zaman en mahrem yerlerden biri olmustur. En kendim oldugum yer. O yuzden sevmem zaten bi yerlere birileriyle gitmeyi, ozellikle de rutin gittigim yerlere. Basladim anlatmaya, anlattikca aglamaya. Eve vardim, arabayi park ettim, ama inmedim. Anlatmaya devam ettim, aglamaya da. Yoruldum dedim, bu Dunya benim icin cok yorucu. Umudumu da kaybettim, cunku hic bir zaman duzelmeyecek. Insanlar her zaman yalan soylemeye devam edecek. Isi degistiriyorum simdi, ama gittigim yerin daha duzgun olacagina dair hic inancim yok. Yine ayni yalanlar olacak. Yine insanlar sadece kendi iyilikleri icin baska insanlari hic umursamayacak, saygisizlik diz boyu olacak. Konustukca bunlari anlattim. Anlattikca agladim. Dinledi o da beni. Siktir et dedi. Edemiyorum dedim, cok zor geliyor. Edersem benim de oyle olmam lazim. Olamiyorum dedim. Aglamaya devam ettim. Taa ki kendimi biraz da olsun rahatlamis hissedene kadar. Sonra eve ciktim. Etrafima baktim. Hic bir seyi hic bir zaman degistiremeyecegimi bir kez daha anladim. Televizyonu actim. Hic bir sey olmamis gibi yapmaya calisip dizi seyrettim. Seyrederken uykuya daldim. Ertesi sabah yine yalanlarla dolu bir gune uyandim. 

10 Mart 2019 Pazar

Kalıyorum burada

Yine kendimi herkesten soyutlamak istediğim zamanlardan geçiyorum sanırım. Çünkü insanlar ne kadar iyi niyetli olursa olsun herşeyi kendi normlarına göre yargılayıp fikirlerini söylüyorlar hatta bazen de uygulamaya geçiyorlar başka insanları nasıl etkileyeceğini hiç düşünmeden.
Ben de yapıyorum bunu muhtemelen. Belki de insan olmanın normali budur.
Nerdeyse artık çok sıkıldığım için yine yıllar önce yaptığım şeyi yapacaktım. Avusturya’ya taşınıyordum. Son anda vazgeçtim ve şimdiyse iş değiştiriyorum. Gözümü o kadar karartmıştım ki sırf buradaki herşeyden kurtulmak istediğim için hiç birşeyi doğru düzgün değerlendirmiyordum ve bunu da biliyordum. Tek bir şeye odaklanmıştım. Burdan gitmek. O kadar cazip gelmişti ki burdan yeniden gitmek. Yeniden sıfırdan bişeylere başlamak için çaba harcamak. Burayı unutmak. Uğradığım haksızlığı unutmak. Ama unutamadım bir türlü. Bir türlü onu atlatamıyorum. Bir türlü kabul edemiyorum. Geri alamayacağım, telafi edemeyeceğim bir şey olduğunu düşündükçe de içim içimi yiyor, gözlerim doluyor. Nasıl insanlar bu kadar değer yargılarını umursamayarak yokmuş gibi davranabilir anlamıyorum. Anlamıyorum ve anlamadıkça daha çok acı çekiyorum. Her seferinde gözlerimi yaşlarla dolmuş buluyorum kendimi. Ama vazgeçtim burdan gitmekten. Sadece iş değiştirmeye karar verdim. İstifa edeceğimi açıkladım sonumda. Hiç beklemediğim bir şey oldu ama o akşam. Ben binadan çıkıp arabaya bindiğimde kendimi çok rahatlamış hissedeceğimi umuyordum ama öyle olmadı. Binanın önündeki kırmızı ıışkta beklerken yine gözlerim doldu. Bir mücadeleyi daha kaybetmiş başımı alıp gidiyormuşum gibi hissettim kendimi. Başaramadım ve yine haksızlığa uğradım. Yİne oyunu kurallarına göre değil de kendi ilkelerime göre oynadığım için kaybettim. Yalnız hissettim kendimi yine. Eskiden elimde tutunabildiğim başarılarım vardı da şimdi onu da kaybetmişim gibi hissettim kendimi. Halbuki ben iki ayda üç tane iş bulup mülakatlarına gitmiş hepsinden de olumlu dönüş almış biriydim. Ama işte öyle hissetmiyorum bir türlü. Şimdi de yine gözlerim doldu. Çünkü bu sefer her ne kadar kendi isteğimle gidiyormuşum gibi görünsem de aslında durum öyle değil içimde. Çünkü ben burda istediğim şeyi bana değil de başkalarına verdikleri için gidiyorum. Üstelik bunun içinde yer alan adamlardan bir tanesi de gerçekten sevdiğimi düşündüğüm biriydi. Yine kendimi aldatılmış gibi hissediyorum o yüzden hala. Yine birine güvendim tam bir gerizekalı gibi ama yine hayal kırıklığı. Bakalım bu sefer nasıl olacak?

1 Mart 2019 Cuma

Çok sıkıldım

Yine bi geldiler bana sanirim. Elimden geldigince sallamamaya calisiyorum ama biliyorum, kendimi taniyorum ben. Kurtlandim ben yine. O yuzden eger bir aksilik olmazsa Avusturya’ya gitmeye karar verdim artik. Tabi benim isler bu ara borsadan hallice, yarin ne olacak hic bilmiyorum ama simdilik son durum bu. Dun odev grubuyla calisirken normalde taksam bile patlamayacagim biseye patlayinca anladim. Benim zamanim gelmis artik. Bana major bi degisiklik lazim. Tabi patlamam da sevgili arkadaslarimin yaptigi sacma sapan seyler de etkili oldu. Ama sorun su ki sanirim ben normlarda hareket edebilen bir insan degilim ve bisey soyledigim zaman dinlenilmemesine katlanamiyorum. Kimseyi de degistiremem. Hem cok kolay basarilacak birsey degil bu, hem de enerjim yok buna. O yuzden en iyi bildigim seylerden birini yapmaliyim belki de. Herseyi degistirmeliyim. Bir cirpida.
Gorev tanimimi yazdim, gonderdim. Paketim belli olunca da ev bakmaya baslicam. Aslinda su anda bile zor tutuyorum kendimi. Sanirim bu aralar artik dayanamayip bakarim.
En buyuk korkum sosyal konularla ilgili. Bilen insanlara karsi savunuyorum kendimi. Ama icten ice tabi ki korkuyorum. Yine de diyorum ki kendi kendime gecen sefer de giderken korkuyordun. Ilk gittigimde buraya uzun zamandir tek basima bir kadin gelmemisti soyleyip duruyorlardi. Ama her sey cok guzel oldu. Ceplerim dopdolu ayrildim ordan. O yuzden eger hersey ayni kalirsa ben gidiyorum gercekten. Cunku gercekten burda cok Ama cok sıkıldım.

28 Şubat 2019 Perşembe

Yedi sene bitiyor mu yoksa

Bugun instagramda gezerken yedi senelik periyodu bitecekler icin bisiler yaziyodu. Yedi senedir hayati geriye gidenler icin bugun firsatlar dogmaya basliyormus. Tabi nerden baktigina bagli ama oldu bizim de bisiler. Zaten iki gun oncesine kadar bisiler bisiler ters gitmeye baslamisti, pazar gecesi kanal olan disimin kaplamasi kopup kanepenin altina yuvarlanirken pazartesi sabah da sevgili kombimin bana saka yapacagi tutmustu ve sicak su musluktan bir turlu akmiyordu. Zor olsa da hepsini tek tek hallettim. Ama bugun sansim donmeye gercekten basladi sanirim. Is gorusmelerimin artik sonuna geldim, sanirim yine zorlu bir karar verme sureciydi. Artik kararimi verdim. Gunahiyla sevabiyla yapacagimi biliyorum deyip yataga girdim ve sob bi instagrama gireyim dedim ve karsima cikan ilk reklam evet diyecegim sirketin reklamiydi. Her zaman kendime de baskalarina da soylerim. Bir karar verecegim zaman allaha dua ederim bana bir isaret gostersin diye. Bu defa da bence boyle geldi isaretim. Su anda gercekten icim rahat. Kafami yastiga koydum ve birazdan muhtemelen kitabim yuzume dusene kadar okuyup sonra da uyuyacagim.
Aaaa bir de bunu da suraya ilistireyim de unutulmasin. Bir insani kazanmak bazen o kadar kolay ki. Spor salonundaki temizlikten sorumlu gorevliye yemekhanede sadece afiyet olsun dedim. Inanilmaz mutlu oldu, bugun yemekhanede beni gorunce beni bir selamlamasi vardi benim icin dunyalara bedeldi. Keske daha esit olabildigimiz bir dunya yaratmak mumkun olsaydi. Bilmem sanki daha guzel olurdu gibi.

13 Şubat 2019 Çarşamba

Sabah uyuzluklari

Sabah Ismail kucukkaya’yi seyrederken 75 yasinda bir amcanin haberini yayinladilar. Adam o yasta sokaktan plastik topluyor ve topladiklarinin kilosunu 60 kurustan satiyor. Amcanin bi de altmis yas ustu ayligi varmis, iste bunlarla geciniyor. O yasta adam gunde en az 5 km yuruyor arkasinda da topladigi plastikleri tasiyor. Ben oturdugum yerde utandim kendimden. Ne yapiyoruz biz ya dedim, hep bi kavganin icindeyiz, aglamaya basladim cozum bulamadigim icin. Ne ise yarayacak bilmiyorum, sanki agladigimla kaldim sadece, belki bu sabah trafikte daha sakindim. Kafamda hala amca vardi o yuzden yavas yavas seridimden gidecek kadar verdim enerjimi trafige.
Ise geldim, kucuk patron alerji olmus nefes alamiyor, yanimdakiler kilo vermek icin kahvaltiyi hayatlarindan cikarmayi konusuyorlar. Once bi dahil oldum muhabbete, sonra vazgectim kimle neyi tartisiyorum. Bunlar guya okumus etmis insanlar, kahvaltiyi cikarinca daha mutlu oldum diyor, 13 kilo vermis. Tovbe yarabbim. Diyemiyosun ki sen kahvalti yapmayarak 13 kilo verdin ama ben her sabah kahvalti yaparak hic kilo almadim. Niye yaziyorum bunlari. Cunku icimi dokmem lazim. Cunku yine geldim dustum bu hengamenin icine. Yine sacmasapan muhabbetler, yok sevgililer gunu geliyormus da sevgilimiz yoksa birbirimize mi jest yapsaymisiz. Allahim yarabbim sevgililer gunu ne ya diyemiyorum ki sevdigimden diyen kisiyi. Konu uzayip gidiyor ve ben sıkılıyorum. Kestirip atarsam zaten anlasiliyor sallamadigim. O yuzden bir sure deneyecegim bakalim, uyuz oldugum seyleri soylemicem elimden geldigince, buraya yazacagim. Bakalim asosyal mi olcam boylece, yoksa toparlar miyiz durumu biraz.

9 Şubat 2019 Cumartesi

Bekliyorum yine

Yine garip şeyler olmaya başladı. Bu hafta iş yerinde yalan attım. Çok vicdan azabı çektim ama attım. Çünkü iki gün üst üste mülakata gittim. Bilmiyorum teklif gelecek mi, ama beklediğim gibi bişey gelirse karar verdim gidiyorum. Yine yeni bir başlangıç olsun istiyorum çünkü. Bu sefer belki kimseden bişey beklemeden başlayabilirim yeni yolculuğuma. Belki kendimi az da olsa toplumun normlarına göre normale yaklaştırabilirim. Ya da bilmem belki de sadece burdan daha mutlu olurum. Çünkü burda mutsuzum artık. Her ne kadar kovulmanın eşiğine geldikten sonra patronum geri adım atıp yine benim aslında ne kadar da Harika bir “talent” olduğumdan bahsetmiş olsa da artık inanamıyorum bana sunduğu teklifleri yerine getireceğine. İşte benim için olay tam olarak burada değişiyor. İnanamadığım insanlarla olamıyorum. Mahvediyor beni, kendime olan saygımı kaybediyorum. Yapamadım, önce rol yapmayı denedim, iş yerindeyken başardım da bunu. Bu olaya çok profesyonel tepki verdiğim konusunda geri bildirim bile aldım bir takım insanlardan. Ama öyle olmadı işte. Eve gelip her gün ağladım, her sabah uyandığımda yataktan çıkmak dünyanın en zor şeyiymiş gibi geldi, duş alırken banyoda ağladım ve hazırlanıp işe gittim. Sonunda da yine dudağım şişti. Çok korktum, yine iki sene önceki şeyleri mi yaşayacağım diye. Vücudum bana saklamaya çalıştığım tepkiyi verdi sonunda. Ve telefonum çaldı, iki ay önce görüşmeye gitmeyeceğimi söylediğim yerden tekrar aradılar. Bu sefer gittim, ertesi gün de ikinci görüşme. Bilmiyorum teklif gelecek mi, ama gelirse ben burayı ve buradaki patronumu bırakıyorum. Onun her ne kadar iyi bir insan olduğunu ve beni kendince sevdiğini bilsem de benim ilkelerimle onun ilkeleri uyuşmuyor. Çünkü ne yazık ki insanların çoğunluğu gibi koltuğun elden gitmemesi hrrşeyden daha önemli. Ben aslında daha da fazlasını istiyorum buradan gitmekten. Toptan gitmek istiyorum. Herşeyden uzaklaşmak istiyorum. Herkesten. Kendimle kalmak istiyorum sadece. Gerçekten bugün duvara bakmak istemiyorum, uzaklara bakmak istiyorum. İnanmak istiyorum çünkü, belki bir gün oralarda bir yerlerde daha yaşanılır bir hayat kurulur. 
Peki, ama iyiyim bugün, yani bir süredir daha doğrusu. Sanki yine bişeyler değişmeye başladı gibi. Sanki burdan bir kabuk yırtılırsa gerisi gelecek gibi. Bi tak tak gibi bu. Kapıyı açan olursa her şey yenilenecek gibi. En azından ben öyle hissediyorum ve günler sonra böyle hissetmek bana iyi geliyor. Bekliyorum o yüzden, bakalım neler olacak. 

5 Şubat 2019 Salı

Biz cocukken

Artik dunya kotulesiyor belki de. Benim cocuklugumda ki cok uzun zaman oncesinden bahsetmiyorum, bugunku gibi hastaliklar yoktu. Ben okula hasta oldugum icin gitmedigim bir gunu hatirlamiyorum. Sarilik oldugum zaman haric :)) simdi herkes influenza a, beta virusu, domuz gribi. Millet atesler icinde yaniyor, hastanelerde yatacak yer yok, cocuklar birak okula gitmeyi evinde bile oturamiyor dogru duzgun. Biz bu dunyaya bi yanlis yaptik sanki, o da simdi bizden intikam mi aliyor yoksa? Haaa bu arada biz cocukken bu kadar korunmazdik da hastaliktan. Balik yagi haplari, omega bilmemkaclar, propolisler, takviyeler de almazdik. Hazir sut sadece annem kardesim bebekken ona icirirdi, biz sutcu teyzelerden aldigimiz sutu icerdik. Beraber manava giderdik babamlarla, herseyin tazesi vardi hep zaten, pazar pazar gezmezdik belki ama olani alirdik. Kisin kar yagardi, yazin gunes acardi, ilkbaharda da yagmur yagardi. Simdiki gibi mevsimler nerde ne yapacagini bilmiyor degildi. Biz cocukken hersey daha azdi ama hepsi daha coktu.

3 Şubat 2019 Pazar

Komşu teyze

Çooook zor bir haftaydı. Sanırım her gün en az bir fasıl ağladım. Önce beceriksiz ilan edildim, sonra iş bulmam söylendi yani bir nevi kovuldum aslında. Sonra tekrar o muhteşem “talent” oldum. Tenis topu mode on yani. Tahammülüm gittikçe azalmaya devam ediyor. Güzel olan şeyler de var. Hemen b planımı oluşturdum, dünyanın en iyi planı olmasa da. Annemse inanılmazdı. Kendini daha fazla yanımda hissettiremezdi. Annem ve babam. Şu an yazarken yine gözlerim doluyor. Sanırım benim hayattaki şansım onlar. Bu aralar en çok isyan etmek istediğim anlarda kendimi durdurma sebebim onlar benim. Onlardan başka herşeyiyle sadece benim iyiliğimi isteyen kimse yok. Olması da saçma olur sanırım. Yanlış girdim aslında, olmasını da beklememem lazım. Zira ben de en en en önce kendimi düşünüyorum. Şu anda bile mesela kimsenin derdiyle uğraşacak enerjim yok, kendimle ilgileniyorum. Kimseye verecek ne zamanım var ne de tahammülüm.
Yine de güzel şeyler de oluyor. Gecenin on buçuğunda evden çıktığımda pencereyi açıp nereye gidiyorsun diye soran bir komşu teyzem var benim. Üstelik de ertesi gün beni görünce merdivenlerden çağırıp dün akşam beni yanlış anlamadın değil mi, öyle mahalle karıları gibi bağırdım pencereden, ben sadece seni merak ettim diye kendince benden özür bile diledi. Üstelik de pencereden bağırmasını ben bira içerken masada tatlı tatlı anlatmışken. Güldüm ben de öyle deyince, kendimce söyledim aksine hoşuma bile gittiğini. Hızını alamadı, kızı bana bir kitap hediye bile etti. Şu zamanda böyle komşum olması çok ama çok hoşuma gidiyor. Herşeyin basma kalıp, sahte, ruhsuz olduğu bu kocaman şehirde gecenin on buçuğunda evden çıkıyorum diye beni merak eden biri var. Çünkü on buçukta evden hızlı hızlı çıkmak normal değil. Ben de normal değildim zaten, normal olsam o saatte çıkmazdım. Cuma günü ya akşam yemeğe gidilir saat sekizde çıkarsın en geç evden, ya da gece dışarı çıkılır o zaman da on ikide çıkarsın. Ama on buçukta hızlı hızlı evden çıkıyorsan evin duvarları basmıştır, bir an önce kendini dışarı atmak istemişsindir. Ve belki de o kadar yalnız hissedersin ki kendini allah o yüzden komşuyu dürter ve camı açıp kendince yalnız olmadığını söyler sana. Mutlu olursun, taksiye kadar yolu minik bir tebessümle yürürsün.

28 Ocak 2019 Pazartesi

Yorgunum

Üzgünüm, kızgınım, yorgunum. Geçmiyor günlerdir. Sabretmeye çalışıyorum, geçer diyorum, dinleme kendini, eğlencene bak diyorum. Ama yapamıyorum. Ufacık bişey oluyor, dağılıyorum. Sanki yine en başa dönüyorum. Bugün yine patladım eve gelince, ancak o zamana kadar tutabildim. Sonra kendi kendime konuşurken ben hiç bu kadar üzülmemiştim dedim, yani bu kadar uzun sürmemişti. Sonra hatırladım ama aslında boşandığımda çok daha uzun sürmüştü. Sonra birden karşıma bambaşka bir fırsat çıkmıştı. Biraz daha dayan dedim o yüzden, belki yine çıkar bişey. Yeterki daha kötüsü olmasın. Olmasın ya lütfen olmasın. Çok zor olur biley daha kaldırmak. Nolur olmasın, ben daha bunu öğrenemedim.
Hak etmedim, hem de hiç hak etmedim. Belki pişman olurum bilmiyorum ama umarım bugün böyle hissetmeme sebep olan herkes bir gün hak ettiğini bulur.

21 Ocak 2019 Pazartesi

İlkelerim benim herşeyim

Hiç tecrübe etmediğim duygularla başa çıkmaya çalışıyorum bu ara. Ben hayatımda belki de ilk defa kariyerimde böyle bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Daha önce bir sürü konuda başarısızlıklarım oldu. Sevgililerimden ayrıldım, kocamdan boşandım, arkadaşlarımla aramda kocaman problemler çıktı, hatta bir kısmını sonsuza kadar kaybettim ya da hayatımdan çıkarmayı seçtim. Ama daha önce hiç bir zaman kariyerimde kendimi yenilmiş hissetmemiştim. Şimdi hissediyorum, ve bu duyguyu ilk defa bu yaşımda yaşıyorum. EGO’ma yeniliyorum bir yandan. Çok zorluyor beni. Elimden alınmış hissediyorum ilk olma şansımı. Sanki bitti artık gibi geliyor. İlk terfi eden olmadıktan sonra neye yarar artık terfi etmek. Üstelik de yine kıyaslamaya giriyorum, çünkü neden ben daha iyiyim, benim etik değerlerim daha önemli, ben doğru bildiğimden ödün vermediğim için, kafamı sürekli tabi ki diye sağlamadığım için kaybetmişim gibi hissediyorum kendimi. O yüzden de kimse tam olarak beni anlamıyormuş gibi geliyor bir kaç kişi hariç. Çünkü ne yazık ki etrafımdaki nerdeyse herkes içinde bulunduğu duruma üzülse de bu durumu kabullenmeyi aslında bu durumu hakettiğini düşünmeyi seçiyor. Belki gerçekten öyle olduğundan belki de öylesi daha kolay geldiğinden. Ama ben edemiyorum işte. Hele bir de şu okul yüzünden elim kolum bağlıymış gibi hissetmem beni çıldırtıyor. Tam geçti diyorum, şu anda aksiyon alamıyorum, ama sakin olup doğru zamanı bekleyeceğim, doğru zaman gelince vınnn kaçacağım burdan, o zamana kadar da anın tadını çıkarmaya bak diyorum, sonra ufacık bir şey oluyor ve herşeyi tekrar yaşıyorum. Klasik hikaye aslında. Herkesi kendim gibi sanma olayı. Sanıyorum ki patron da benim gibi, bir şey söylerse gerçekten yapacağı için ya da öyle olduğunu düşündüğü için söylüyordur. Bir türlü inanmadım onun da diğer insanlar gibi aslında koltuk sevdalısı ve egosunu şişirmesine yardım eden insanları yanında tutmayı seven biri olduğuna. Beni gerçekten ilkelerim yüzünden seviyor sandım. Meğerse tam tersiymiş, meğerse o da herkes gibiymiş. Üstelik de kendini dinlemekten bile aciz aslında. Bir gün beni çağırıp benim ne kadar da zeki ve parlak olduğumu söylerken ertesi gün işine gelmediği için aslında tecrübemin yetersiz olduğunu her ne kadar kendiyle çelişse bile söyleyebiliyor. Ve bu durum da beni hala şaşırtabiliyor. Çünkü neden, çünkü ben hala bu kapitalist sistemin içinde bile benim gibiler ilkelerini en öne koyan insanların da bir yerlere gelebileceğini düşünüyorum. İşte aslında bu kadar naif bir insanım ben. Peki değişebilecek miyim? Deniyor gibi yapıyorum ama aslında sanmıyorum. Benim derdim kimsenin kahramanı olmak değil aslında, benim derdim kendimin kahramanı olmak. Gün gelip arkama baktığımda kendimle çelişecek bir şey yapmamış olmak sırf biraz daha fazla para kazanmak ya da takdir görebilmek için. Hayatta çok şey para, ama gerçekten hala herşey olduğuna inanmıyorum. Umarım bir gün gelir de beni inanmak zorunda bırakmazlar ve ben de buna kanmam. Umarım hiç kimseye hamile kalmayı düşünüyor musun gibi bir soru sormak zorunda kalmam ve bunu sorabilecek kadar küçülmüş olmama rağmen bütün takdirleri bana verebilecek insanlara muhtaç olmam. Umarım hiç bir zaman ekibimdeki insanları umursamayıp onları sadece işlerini yapan makineler gibi görüp sonra da bütün yükü ben almışım gibi kendimi kandırmak zorunda kalmam, hatta ve hatta sırf etliye sütlüye karışmamak için herşeye emme basma tulumba gibi haklısın demek zorunda kalmam. Çünkü o zaman aklıma geleni söyleme özgürlüğümü kaybederim, hatta daha da kötüsü aklıma kendi fikrimin gelme özgürlüğünü bile kaybedebilirim. Aynen şu anda yakında bulunmak zorunda olduğum insanlar gibi. Şimdilik bir çözüm yolu bulana kadar buralardayım. Ama arıyorum, ve bulacağım, inanıyorum, doğru zaman geldiğinde buraya el sallayacağım.

Ödevler başa düştü

Neler oldu neler aslında ben yazmayalı, ya da yazamayalı. İçimden bi türlü gelmedi bir süredir hiç bir şey yapmak. Sanırım bu aralar kendimi arada sırada vererek de olsa yaptığım tek şey ödev yapmak. O da bir işe yarıyor mu meçhul :)) çünkü neden, çünkü aslında ben sınav insanıyım. Kısa deadline lar olacak, sınav gibi. Ödev olunca süre uzuuuun oluyor, herkesler abartmaya meyilli oluyor. Benim gibi olayın özü önemli aslındacılar için sınav gibi kısa sürede konunun kavranıp karar verilmesi sisteminde kafası çalışan adama göre değil ödev olayı. Yine uzadıkça uzadı ama işte ödevler beni sıkıyor. Geçen hafta güya ödev yapacaktım cumartesi okuldan sonra bankaya gidip. Ne oldu, ben ekrana baktım ekran bana baktı, aradan neredeyse üç saat geçti ve ben bir paragraf bile yazamamıştım 😂 anladım ki kurguyu yapamamışım aslında bastım eve geldim. Dün artık bıçak kemiğe dayandı, aslında başka bi anlatım tarzı daha var bu durum için ama onu burada yazmayacağım, yeri değil. Neyse, geçen hafta karar verdim artık, Pazar gününe hiç bir program yapmayacağım, sabah kalkıp kahvaltımı yapıp ofise gideceğim ve o ödevi bitirmeden masadan kalkmayacağım. Evde yapamıyorum çünkü, bir türlü olmuyor. Zilyon tane önemli iş çıkıyor birdenbire. Mesela çoraplarımı düzeltmem gerekebiliyor. Hatırlamadığım kadar uzun yıllardır bu işe hiç elimi sürmemişsem bile o an çok önemli olabiliyor. Amannn neyse işte ben de dün kalkıp, daha doğrusu kalkmamı mümkün olduğunca uzatıp, sonra kahvaltımı yapıp sonra da ofise gittim ve ödevi kendimce bayağı toparladım sonunda. Yarın son bir kaç dokunuş daha yaparsam bu iş burda bitmiş olacak. O son dokunuşları da yapmazdım da çok ısrar geldi onun üzerine yapacağım, yoksa geçsem bana yetiyor aslında.