11 Kasım 2018 Pazar

10 Kasım

Dün 10 Kasım’dı. Okula gitmek için cumartesi sabahı yine yollara düştüm. Köprüye girmeden önce kıvrılan yolda sağa çekip sinyalini yakıp bekleyen arabaları görünce önce ne olduğunu anlamadım. Merak ettim ne oluyor acaba diye. Okul falan da yok ki ortalıkta sınav var onun için bekliyorlar diyeyim. Sonra köprüye iyice yaklaştım, bu sefer de sağ şeritte yavaşlayıp giden arabalar. Sonra birden kafama dank etti, bugün 10 Kasım ve saat 9:00. Yani 5 dakika sonra saat dokuzu beş geçecek. Navigatore baktım kaç dakika gösteriyor diye. Sonra ne saçmalıyorum dedim kendi kendime. Tabi ki duracağım ve arabadan inip o bi dakikalık anı iliklerime kadar yaşayacağım. Tam köprünün üstündeyken sağa yanaştım, dörtlüleri yaktım ve ayağımı gazdan çektim. Köprünün tam ortasına geldiğim zaman da durdum, önüm arkam hemen doldu zaten. Bu arada da sadece 2 dakika kaldı. İndim arabadan, Boğaz’a baktım, sonra da iki yakadaki sahil şeridine. Herkesler durmuş, sessizliği dinliyordu. Kimsenin gözlerini göremedim, ama eminim bir çoğu ya ıslak ya buğuluydu. Sonra sirenler çalmaya başladı. O an benim için hava o kadar yoğunduki, sanki elini kaldırıp yumruğunu sıksan avucun duygularla dolacak gibiydi. Artık gözlerim yaşarmaya başladı. Sonra yavaşlayıp sustu sirenler. Herkes yavaş yavaş arabasına binmeye başladı, ben de bindim ve radyoda çalan İzmir marşına eşlik edip ağladım. Derse 5 dakika geç kaldım ama hayatımın en duygu dolu dakikalarını yaşadım. Değdi. O yoğunluğu yaşamak herşeye değerdi, o kadar insanla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder