21 Ocak 2019 Pazartesi

İlkelerim benim herşeyim

Hiç tecrübe etmediğim duygularla başa çıkmaya çalışıyorum bu ara. Ben hayatımda belki de ilk defa kariyerimde böyle bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Daha önce bir sürü konuda başarısızlıklarım oldu. Sevgililerimden ayrıldım, kocamdan boşandım, arkadaşlarımla aramda kocaman problemler çıktı, hatta bir kısmını sonsuza kadar kaybettim ya da hayatımdan çıkarmayı seçtim. Ama daha önce hiç bir zaman kariyerimde kendimi yenilmiş hissetmemiştim. Şimdi hissediyorum, ve bu duyguyu ilk defa bu yaşımda yaşıyorum. EGO’ma yeniliyorum bir yandan. Çok zorluyor beni. Elimden alınmış hissediyorum ilk olma şansımı. Sanki bitti artık gibi geliyor. İlk terfi eden olmadıktan sonra neye yarar artık terfi etmek. Üstelik de yine kıyaslamaya giriyorum, çünkü neden ben daha iyiyim, benim etik değerlerim daha önemli, ben doğru bildiğimden ödün vermediğim için, kafamı sürekli tabi ki diye sağlamadığım için kaybetmişim gibi hissediyorum kendimi. O yüzden de kimse tam olarak beni anlamıyormuş gibi geliyor bir kaç kişi hariç. Çünkü ne yazık ki etrafımdaki nerdeyse herkes içinde bulunduğu duruma üzülse de bu durumu kabullenmeyi aslında bu durumu hakettiğini düşünmeyi seçiyor. Belki gerçekten öyle olduğundan belki de öylesi daha kolay geldiğinden. Ama ben edemiyorum işte. Hele bir de şu okul yüzünden elim kolum bağlıymış gibi hissetmem beni çıldırtıyor. Tam geçti diyorum, şu anda aksiyon alamıyorum, ama sakin olup doğru zamanı bekleyeceğim, doğru zaman gelince vınnn kaçacağım burdan, o zamana kadar da anın tadını çıkarmaya bak diyorum, sonra ufacık bir şey oluyor ve herşeyi tekrar yaşıyorum. Klasik hikaye aslında. Herkesi kendim gibi sanma olayı. Sanıyorum ki patron da benim gibi, bir şey söylerse gerçekten yapacağı için ya da öyle olduğunu düşündüğü için söylüyordur. Bir türlü inanmadım onun da diğer insanlar gibi aslında koltuk sevdalısı ve egosunu şişirmesine yardım eden insanları yanında tutmayı seven biri olduğuna. Beni gerçekten ilkelerim yüzünden seviyor sandım. Meğerse tam tersiymiş, meğerse o da herkes gibiymiş. Üstelik de kendini dinlemekten bile aciz aslında. Bir gün beni çağırıp benim ne kadar da zeki ve parlak olduğumu söylerken ertesi gün işine gelmediği için aslında tecrübemin yetersiz olduğunu her ne kadar kendiyle çelişse bile söyleyebiliyor. Ve bu durum da beni hala şaşırtabiliyor. Çünkü neden, çünkü ben hala bu kapitalist sistemin içinde bile benim gibiler ilkelerini en öne koyan insanların da bir yerlere gelebileceğini düşünüyorum. İşte aslında bu kadar naif bir insanım ben. Peki değişebilecek miyim? Deniyor gibi yapıyorum ama aslında sanmıyorum. Benim derdim kimsenin kahramanı olmak değil aslında, benim derdim kendimin kahramanı olmak. Gün gelip arkama baktığımda kendimle çelişecek bir şey yapmamış olmak sırf biraz daha fazla para kazanmak ya da takdir görebilmek için. Hayatta çok şey para, ama gerçekten hala herşey olduğuna inanmıyorum. Umarım bir gün gelir de beni inanmak zorunda bırakmazlar ve ben de buna kanmam. Umarım hiç kimseye hamile kalmayı düşünüyor musun gibi bir soru sormak zorunda kalmam ve bunu sorabilecek kadar küçülmüş olmama rağmen bütün takdirleri bana verebilecek insanlara muhtaç olmam. Umarım hiç bir zaman ekibimdeki insanları umursamayıp onları sadece işlerini yapan makineler gibi görüp sonra da bütün yükü ben almışım gibi kendimi kandırmak zorunda kalmam, hatta ve hatta sırf etliye sütlüye karışmamak için herşeye emme basma tulumba gibi haklısın demek zorunda kalmam. Çünkü o zaman aklıma geleni söyleme özgürlüğümü kaybederim, hatta daha da kötüsü aklıma kendi fikrimin gelme özgürlüğünü bile kaybedebilirim. Aynen şu anda yakında bulunmak zorunda olduğum insanlar gibi. Şimdilik bir çözüm yolu bulana kadar buralardayım. Ama arıyorum, ve bulacağım, inanıyorum, doğru zaman geldiğinde buraya el sallayacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder